23 Ekim 2009 Cuma

show must go on!!!

hayat seni beklermi, ya da ayağa kalkmanı beklermi??
bir zamanlar düşmeyeceğime inanırdım. çünkü sürekli daha ne olabilirki derdim kendi kendime. meğer insan yaşadıkça , yaşlandıkça yaşayacaklarıda bitmiyormuş. o kadar artıyormuş
zor bir haftanın sonu... kbb, tus, mikrobiyoloji ,gecenin 11 i sabahın 8 i, ing kursu, beklentiler ve elde edilenler. hala şaşırıyorum bu kadar doluyken nasıl olurda düşünecek bukadar zaman bulabilirim. lanet olsun...
gün aslında güzel başladı. üşenmedim komşu fırına gittim. en sevdiğimiz poaçalardan aldım( tabiki mısırlı peynirli). tabi bir tek başağın geleceğini ve onunda kahvaltı yaptığını nerden bilebilirdimki. yemek sonrası tabiki yeni mekanımız yurt önünde bayılmaca. ama bu sefer konular çok derindi başlangıcı güzel olsada sonunda hepimiz ayrı bir deryada bulduk kendimizi. düşüncelere dalmak gerçek hayattan kopmak okadar kolayki bizim için. sonrası hazırlık ve volkanla taksimde buluşma. haftalar öncesinden alınmış sinema biletleri.zaten böyle bir zorunluluk olmasa eminim ikimizde üşenicek ve buluşmayacaktık. üçüncü şahıs esra gelmeyince bir bilet elimde patladı tabiki. kimseyede gelmek istermisin diye sormadım da. zaten ben zorla gidiyorum bide başka birini bulmak çok zor geldi. tam giricez sinema önünde bir yazı bizi durdurdu (I NEED A TİCKET ) yani bi anda elimdeki bileti sattım. onun şaşkınlığını üzerimden atamamıştım ki bi sevindirici olay daha FREDİ NİN KABUSLARI filmi 5 tl ye satılıyo. bukadar tesadüf olabilirdi. hemen aldım ve bir gün sonra nazlımın doğumgününde tüm kızlarla paylaşmanın vericeği mutluluğu yaşadım. film gerçekten güzeldi...filmimizin adı 9. çok keyif aldım.
çıkışı zor olsada bu bile moralimi bozmaya yetmedi. huzurluydum ve hiç birşey bozmayacaktı. bişeyler yemeğe gidelim derken bir anda volkanın arkadaşlarını aradıını farkettim meğer onlarla buluşacakmış. bilemedim tabi. biraz hayalkırıklığı yarattı. sanırım kızların etkisinde kalıyorum. acaba soruları beynimi kurcalıyo. kendimi sürekli karşılaştırma yaparken buluyorum. malum 3 ten sonrası patolojik. arkadaşlarıyla buluşmaya burger king in önüne gittik. bidene göriyim daha öncede beendim insan karşımda duruyo. öncedende ya bana bakmaz demiştim içimden yine aynı sözler yankılandı ama kendime engel olmadım yinede. gerçi yaptığım bişeyde yok ya neyse.
birlikte bilişimcilerin bi toplantısına yani gece buluşmasına gittik. çok keyifliydim bilmediğim bi dünya meraklı ben ve bişeyler anlatmaya çalışan bir sürü insan. bizimkiler içlerine kapanıp
sosyali oynasada ben zevk aldım taki gerçekler tokat gibi yüzüme çarpana dek. ben böyle bişey daha önce yaşamadım. yüzümün halini merak ediyorum keşke kızlar yanımda olsaydı. durup dururken volkanın yakın arkadaşı ' senin erkek arkadaşın yok dimi' diye bir soru yöneltti. sonrası daha acı. ' yok deyince belli cevabı tokat gibi çarptı kii herkes bizi dinliyo o dahil. gözgöze geldik. neden dedim... çok bakımsızsın bi kendine bi çevrendeki kızlara bak okadar salmışsınki kendini gören yıllardır kimseyle birlikte olmadığını anlar dedi. o an nasıl oldum ne yaptım bilmiyorum ama uzun süre kimse konuşmadı zaten bir süre sonra ben konuşulanları duymadım. beni bukadar yaralamazdı. ben böyleyim beğenmeyen beğenmez der güler geçerdim. ama orda beğendiğim biri vardı ve ben kendimi ii hissetmek için okadar çaba göstermişken kalelerim yıkıldı. geriye sadece düşünceler altında ezilen bir ben kaldım.
biliyorumki kavalamacayla geçen hayatım ne kadar hızlı aksada ben bir süre daha ağır çekimde izliycem. hiç bir şeye yetişemiycem hiç bir şey tem olmıycak. ben tam olmıycam. ama hayat yinede akıcak.

14 Ekim 2009 Çarşamba

enstantane

birden aklıma geldi , nerden geldi bilmem. aslında anlamınıda bilemem ya neyse. sadece bi çağrışımdan ibaret o da karmaşa. sonra tabiki kutsal sözlük ekşi sözlüğe danıştım ve bana uyan anlamı

'önemli anlık olayların beynimizin bir köşesine kazınması ve zamana karşı yarışmasıdır.gerektiği anlarda ortaya çıkar ya hüzünlendirir yada gülümsetir insanları'

garip bir günü geride bırakırken selviciğin yazısıyla kendime geldim, deyim yerindeyse yarıldım gülmekten. burdan bir teşekkürü borç bilirim. bende mutlu bişey yazmalıyım bende gülümsetmeliyim insanları, ya da okuyan yoktur tabi ve ben sadece kendime çalışıyım yine. bencillikten değil kesinlikle durum şimdilik bunu gerektiriyo.



bir literatür tarama kursunu geride bırakırken yine kendime sen bu işlerin adamı diilsin olamadın zaten hala neden tırmalıyosun demekten alı koyamadım. kesinlikle bu son olucak.

cerrahpaşa muhitinde geçen koca bir gün daha kendimi boş hissetmeme neden oldu. toplamda çok insanla görüştüm ama özünde bana bir etkisi yoktu.



etkinlikler birikir de birikir. hani sürekli ne kadar boş insanım sözünü tekrarlayınca insan kendini öyle bir dolduruyormuşki nefes alamıyormuş. öğrendim. ekim ayı benim için sanata doyma ayı olucak. eminim sonununda birdaha sanat lafı duymak istemiycem. tabi öncesinde merakla yarın aya irini deki caz konserine gidebilecek kadar şanslımıyım onu öğrenmeliyim. yarın ilk iş bu olucak. tezat biliyorum çünkü kendimi tanıyorum, istiycem ve olmasada olurmuş diycem. cumada volkanla sinemaya gidince işte herşey tamamlanmış olucak. tabi yanlışlıkla aldığım gala biletleri elimde patlamasın diye uğraştım umarım böyle bişey olmıycak. nasıl yanlışlıkla alırsın demeyin benim zamanın geçişini insanları duymadığım anıma denk gelmediğiniz hiç. ha tabi okadar para neden verilir bari orda farket diyceksiniz. eh kredi kartları saolsun. malum cebimden çıkmadı.

yine kafamda çok çalışman lazım çok sözleri yankılandı. içimdeki mutluluk dalgası farkettirmeden terketmiş beni. offfffffffffffff

pazar gecesi ben göğüs hastalıkları stajına çalışırken dünyadan koptuğum anlarda aslında hastanede bir feryat kopmuş. bir ben duymamışım ya da şimdi soruyorum kendime belkide aldırmadım. 15 yaşında bir kız çocuğu ve ewing sarkomu (kemik tümörü). aniden beyine emboli atmasıyla gece 12 sularında... bunu yazmayı sevmiyorum. ama aslında hayatımdan şikayet ederken nekadar şanslıyım, zamanım yok diye sinirlenirken ne çok zamanım var.

13 Ekim 2009 Salı

birde bana sor

Nasıl başlamalı , ne olmalı, ben kimim ve daha birsürü soru daha.
Bir deneme yazısı ile başlamak en iyisi dedim sonradan çünkü kafamda kurdukça büyüyor kelimeler ama sonunda yazıcak tek bir cümle bile çıkmıyor.
Hayatım bu aralar içimden geçen 'BİRDE BANA SOR ' sözüyle geçiyor. Ya da sözüm ona geçiyor. Başlangıçtan da anlaşılacağı gibi biraz karamsar biraz kararsız ve bayağı DEPRESİFİM. İşte tamda bunları düzeltmek için burdayım. Çünkü farkettimki biri benden bişey yazmamı istese kendimle ilgili başlıyorum düşnmeye ve sonunda yazdığımı görnce şok oluyorum. Hep olumsuz yönler hep bi özür hali. Son zamanlarda artmaya başladı bu durum.
ikinci sebebimse soru sormayı bırakmış olmam. Hayatı sorgusuz yaşamam. Bukadar zor olucağını dşünmemiştim. sormadan spontan yaşamayı becermeyi en azından çok istemiştim ama ipin ucu kaçtı.
Buraya yazarken tabiki kendime bir sözüm var herşey yazılan herşey gerçek olucak. Kendimden bile sakladığım herşey... İşte kendime yolculukta bilmediklerimi öğrenmek ve kendimle barışmak için burdayım