yeni başlangıçlar için hep bir şansımız var. herzaman eninde sonunda yılbaşına gelince insan kendini sıfırlamış gibi hafif hissederek giriyor yeni seneye. uygulanmasına gerek yok kararların. kimse yapmadın diye bu şansı elinden de almayacak.daha büyük hediye olur mu? karşılıksız çek misali...
tüm bir senenin anlizini yapamayacak kadar yorgunum. eminim kızlarla kutlama yaparken zaten yeni senenin gelişini bile anlamayacağım. kararlar almaktan ve uygulayamamaktan sıkıldım. sadece benim için kurallar var şu saattlen sonra. değişmez altın kurallar. birazgeçmişe dönüş aslında benimkisi. hak edene hak ettiği kadar sevgi verme.
ikili ilişkilerde kendimi suçlamaktan bıktım usandım. artık ben önemliyim eğrisiyle doğrusuyla. kimseyi değiştiremem olur diye kendimi kandıramam. lütfen beni değiştirmeye çalışmasınlar artık.
kıskandım mı hayır. sadece içimde derinde bir sızı artık. keşke yok asla, ama neden ne gerek var sorusu kulaklarımda. neyse uzadı bu konu. yeniyle birlikte bir sünger çekmeli olanlara affetmeli ve geçmeli. hoşçakal....
beklentim çok en çokta mutluluk yönünden. mutlu olmamak için hiçbir nedenim yok. eksiklere yanmak mutsuzluk olmamalı. olsa olsa derin bir özlem. olması gereken zamanla olur zaten.
yeni yıl zihnimi temizle lütfen. en çok ihtiyaç duyduğum bu. tüm sevdiklerim yanımda kalbimde olacak. hak edelenler hak ettiklerim hep benimle ötesi yok. şimdide bardağın dolu tarafından bakmaya çalışalım bakalım. kimbilir belkide aradığım herşeye zaten sahibimdir...,
herkese mutlu yıllar. çünkü hak ediyorsunuz. var mı ötesi?
30 Aralık 2009 Çarşamba
26 Aralık 2009 Cumartesi
hayat !!! senden alacağım var
bu kadar cesur olmak, istemek ve almak isterdim. bir gün biri seni kim bu hale getirdi nasıl bukadar kendini hayatın akışına kaptırıp herşeyi kabullenebildin?? diyerek aslında hayatımın en can alıcı sorusunu sormuştu ne garip. haklıydı üstelik
garip bir nöbet sonrası farkettiğim bir yığın. herşey öğreniliyo hiç bir şey hayatın sonu değil. unutamayacağım bakışlar... ne garip doktor olmak insan olmamak mı? kendimi insalık dışı buldum bir an. üzülmemeye çalışmak yanlış yapmamak içinbir duvarın arkasına saklanmak. o bakışlar deldi zırhımı yarın unutacak olsamda. belkide o yarını göremeyecek daha 17 sinde.
farklı insanlar farklı olaylar ama aynı duygu. üstüste binen yanlızlıklar ve güçsüzlük
Dün gece seni sevdiğimi söyleyecektim
Sana ihtiyacım var diyecektim
Nedense sustum
Çünkü sen bundan korkacak kadar özgür
ve korkup benden kaçacak kadar bencilsin
Dün gece hafifçe mırıldandın rüyanda
Sonra dönüp gülümsedin uykunda
üstüme alındım
Çünkü ben bundan korkacak kadar tutkun
ve korkup senden kaçacak kadar yorgunum
Bir bencille bir yorgun
Ne yapar şu hayatta
Belli etmeyiz ama
İki korkağız biz aslında
Belli etmeyiz ama
İki aşığız biz aslında
Uzun uzun seyrettim seni uykunda
Saçlarını okşadım sen gözlerini açtın
Ben kapattım bütün gece
Seni sevdiğimi düşündüm söyleyemedim sustum
Nedense sustum
Nedense sustum
Nedense sustum
bir bencille bir yorgun= korkak
henüz bitmedi daha fazlasını istiyorum senden. benden bukadar kolay kurtulamayacaksın. hayat isteklerimi henüz gerçekleştiremedim bile. çok az kaldı.hesaplaşıcaz...
garip bir nöbet sonrası farkettiğim bir yığın. herşey öğreniliyo hiç bir şey hayatın sonu değil. unutamayacağım bakışlar... ne garip doktor olmak insan olmamak mı? kendimi insalık dışı buldum bir an. üzülmemeye çalışmak yanlış yapmamak içinbir duvarın arkasına saklanmak. o bakışlar deldi zırhımı yarın unutacak olsamda. belkide o yarını göremeyecek daha 17 sinde.
farklı insanlar farklı olaylar ama aynı duygu. üstüste binen yanlızlıklar ve güçsüzlük
Dün gece seni sevdiğimi söyleyecektim
Sana ihtiyacım var diyecektim
Nedense sustum
Çünkü sen bundan korkacak kadar özgür
ve korkup benden kaçacak kadar bencilsin
Dün gece hafifçe mırıldandın rüyanda
Sonra dönüp gülümsedin uykunda
üstüme alındım
Çünkü ben bundan korkacak kadar tutkun
ve korkup senden kaçacak kadar yorgunum
Bir bencille bir yorgun
Ne yapar şu hayatta
Belli etmeyiz ama
İki korkağız biz aslında
Belli etmeyiz ama
İki aşığız biz aslında
Uzun uzun seyrettim seni uykunda
Saçlarını okşadım sen gözlerini açtın
Ben kapattım bütün gece
Seni sevdiğimi düşündüm söyleyemedim sustum
Nedense sustum
Nedense sustum
Nedense sustum
bir bencille bir yorgun= korkak
henüz bitmedi daha fazlasını istiyorum senden. benden bukadar kolay kurtulamayacaksın. hayat isteklerimi henüz gerçekleştiremedim bile. çok az kaldı.hesaplaşıcaz...
20 Aralık 2009 Pazar
bir yerden başlamalı insan
anlamak için kaç olay yaşanmalı şu hayatta. değer bilmek bukadar zorlaştı mı gerçekten. bazen nereye koşturuyoruz diye soruyorum kendime. neyin acelesi bu yeni bir yolumu bulundu hayatı yaşamanın.
yeni başlangıçlar için bazen en dibe değmeli, ayakları toprağa değmeli. ben dibe yaklaştığımı hissediyorum ve hiç umursamıyorum. daha iyisi için bunlar yaşanmalı. hernekadar durdurmak istesemde zamanı bir yerinden yakalamalı. çevresindeki halkayı genişletebilmeli.
aslında dengeyi henüz bulamadım bencil olmakla bencil yaşamak arasındaki ince ayrımı yapabilmeyi istiyorum. sanırım huzur orda başlıycak. insan kötü gününde öğrenir ya dostunu düşmanını öyle zamanlar geçiriyorum ve kime yakınım bilmiyorum. anladığım tekşey yanlız kalmamalıyım.
olup biteni yok saydığımı zannediyordum ama bi yağmurun yağışına bile ağlarken buluyorum kendimi. odamın penceresinden szülen duman içimi rahatlatmıyor ne de elimdeki şişe. mutlu olmak çok uzak zaten sadece mutsuz olmamaya çabalıyorum. durup halime bakma dışardan kendimi incelemek çok zor artık. acıyı yaşamayı öğrenmek gerek yansıtmak daha çok acıtıyor.
bütün bunlar bitince bir yerden başlamalı insan olduğu yeri hatırlamalı yeniden plan yapmalı yeniden yaşamayı öğrenmeli yeniden sevmeli. yeni insanlara güvenmeli yeni yeniden.
yeni başlangıçlar için bazen en dibe değmeli, ayakları toprağa değmeli. ben dibe yaklaştığımı hissediyorum ve hiç umursamıyorum. daha iyisi için bunlar yaşanmalı. hernekadar durdurmak istesemde zamanı bir yerinden yakalamalı. çevresindeki halkayı genişletebilmeli.
aslında dengeyi henüz bulamadım bencil olmakla bencil yaşamak arasındaki ince ayrımı yapabilmeyi istiyorum. sanırım huzur orda başlıycak. insan kötü gününde öğrenir ya dostunu düşmanını öyle zamanlar geçiriyorum ve kime yakınım bilmiyorum. anladığım tekşey yanlız kalmamalıyım.
olup biteni yok saydığımı zannediyordum ama bi yağmurun yağışına bile ağlarken buluyorum kendimi. odamın penceresinden szülen duman içimi rahatlatmıyor ne de elimdeki şişe. mutlu olmak çok uzak zaten sadece mutsuz olmamaya çabalıyorum. durup halime bakma dışardan kendimi incelemek çok zor artık. acıyı yaşamayı öğrenmek gerek yansıtmak daha çok acıtıyor.
bütün bunlar bitince bir yerden başlamalı insan olduğu yeri hatırlamalı yeniden plan yapmalı yeniden yaşamayı öğrenmeli yeniden sevmeli. yeni insanlara güvenmeli yeni yeniden.
13 Aralık 2009 Pazar
istanbula kar yağmalı
buraya geldiğim ilk sene kar yağdı.sınavlar ertelenmiş tatil olmuştu. ilk defa istanbul okadar uzun karlar altında kalmış. hiç sevinmemiştim. dışarı çıkıp hiç keyif almadım hatta içten içe kızdım kapana kısılmış gibi hissettim . dışarı çıkmama engeldi ve üşürdüm çıkarsam. kendimi koruyabildiğimi sanıyordum suçluda tabiki kardı.oysa üşümeli insan, kendini her durumda görebilmeli yoksa nasıl güçlenirki. kaçırdığı hayatı nerden bilebilir ya da koruyabilir mi gerçekten.
evet yağmalı şöyle doya doya üşümek çocukluğumda yaşayamadığımı yaşamak için. belkide ruhumu kurtarmak duvarları yıkmak için.
neden insan sürekli keşke der. ve neden yeni baştan farklı bir hayat diler. hergün değişirken ne istediğimiz hayatımıza giren her insanla şekillenirken kaybettiklerimizle bir parçamızı uğurlarken neden. neye yarar ki aynı şeyler yaşanacaksa. hem bir anı değiştirmek bütünü nekadar sarsabilir. yarın yok dün ise asla bugün esas olan peki nekadar uyabiliriz ki bu söze ruhumuza işlenmişken korku.
bi insan nasıl olurda yaşadığı anının zıttını düşünüp acı çekebilir. bugünlerde mutlu olduğum anların ardından derin bir hüzün kaplıyor aniden hızına yetişemiyorum artık. sonra anide bir sevinç. aslında hangisinin benim davranışım olduğunu kestiremez oldum. geçici olan hangisi. bir an ailem olduğu için sadece varlıkları için şükrederken, gelecek kaygılarım zorunluluklarım için endişe duyuyorken , bir yandan sevgilim yok diye hüzünlenirken seviğim insanları dostlarımı görüp sevebildiğim için şükrediyorum. bulunduğum konumla mesleğimle gurur duyarken ileride beni sokacağı pozszisyonları düşünerek korkuya kapılıyorum.
3 gün üç farklı insan. anladığım tek şey bi insan neyi kaldıramıyorsa o başına gelen en kötü şeydir. nekadar büyük olduğunun önemi yok sadece taşıycağından fazla olması yeterli. herkeste biraz geçmiş ve gelecek korkusu var. farkettiğimse ben çok derin acılar çekmedim. kendimi korudum çoğu kez yansıttım düşüncelerimi bedenimde ağrı olarak ya da yüzümdeki kızgınlık ifadesini yıllarca taşıdım. insanlara güvensiz olmasamda mesafem öyle gösterdi. şimdiki durumumda farklı değil aslında iyiyim hemde bir çoğuna göre mükemmelim. bazen derin bir acı duymadan mutluluğun kıymetini bilemiyceğimi düşünüyorum belki mazoşistçe ama sorarım bu ne yaparsam yapayım mutlu hissedememem başka
evet istanbula kar yağmalı ve ben huzurlu olmalıyım.
evet yağmalı şöyle doya doya üşümek çocukluğumda yaşayamadığımı yaşamak için. belkide ruhumu kurtarmak duvarları yıkmak için.
neden insan sürekli keşke der. ve neden yeni baştan farklı bir hayat diler. hergün değişirken ne istediğimiz hayatımıza giren her insanla şekillenirken kaybettiklerimizle bir parçamızı uğurlarken neden. neye yarar ki aynı şeyler yaşanacaksa. hem bir anı değiştirmek bütünü nekadar sarsabilir. yarın yok dün ise asla bugün esas olan peki nekadar uyabiliriz ki bu söze ruhumuza işlenmişken korku.
bi insan nasıl olurda yaşadığı anının zıttını düşünüp acı çekebilir. bugünlerde mutlu olduğum anların ardından derin bir hüzün kaplıyor aniden hızına yetişemiyorum artık. sonra anide bir sevinç. aslında hangisinin benim davranışım olduğunu kestiremez oldum. geçici olan hangisi. bir an ailem olduğu için sadece varlıkları için şükrederken, gelecek kaygılarım zorunluluklarım için endişe duyuyorken , bir yandan sevgilim yok diye hüzünlenirken seviğim insanları dostlarımı görüp sevebildiğim için şükrediyorum. bulunduğum konumla mesleğimle gurur duyarken ileride beni sokacağı pozszisyonları düşünerek korkuya kapılıyorum.
3 gün üç farklı insan. anladığım tek şey bi insan neyi kaldıramıyorsa o başına gelen en kötü şeydir. nekadar büyük olduğunun önemi yok sadece taşıycağından fazla olması yeterli. herkeste biraz geçmiş ve gelecek korkusu var. farkettiğimse ben çok derin acılar çekmedim. kendimi korudum çoğu kez yansıttım düşüncelerimi bedenimde ağrı olarak ya da yüzümdeki kızgınlık ifadesini yıllarca taşıdım. insanlara güvensiz olmasamda mesafem öyle gösterdi. şimdiki durumumda farklı değil aslında iyiyim hemde bir çoğuna göre mükemmelim. bazen derin bir acı duymadan mutluluğun kıymetini bilemiyceğimi düşünüyorum belki mazoşistçe ama sorarım bu ne yaparsam yapayım mutlu hissedememem başka
evet istanbula kar yağmalı ve ben huzurlu olmalıyım.
5 Aralık 2009 Cumartesi
düşünmek herzaman en büyük zamanı kaplar peki ya uygulamak.
hep uygulamanın zor olduğunu söyler insanlar bi türlü anlamam. uygularken zaten başka bir şey düşünmeye başlarsınız ve hayat akışında çabalarınız silinip gider. farketmezsiniz bile. ama düşünmek öylemi hep aklınız karışır hep bi acabayı yan çizmeyi planlarsınız.
ilanı aşk etmek bir zamanlar zordu. sevemeyeceğimi düşünürdüm. ya da birinin söylediği gibi sevemem sanırdım. ne olduğunu bilmemek ve zamanı geldiğinde fark edememek en büyük korkumdu. biraz baside alsamda buaralar daha iyi hissediyorum. hem ne çıkar bu da yaşanmalı. malum felsefemiz bu ya.
zaman bensiz aksın diye çabalarım devam ediyor. bi tarafım yok uyuşuk artık hissetmiyorum. kaygılı olmalıyım. koyvermemeliyim. isteklerim belliyken bu hayatı ıskalama korkusu varken olmasa da olur ben yaşarım zihniyetide artık işe yaramaz. yapılacaklar belli. tıpkı çin falı gibi boş kaldıklarında kendilerine ve çevrelerine zarar verirler. işte ben buyum. düşünmeyecek kadar meşgul olmalıyım.
çalış çalış çalış. ötesi yok. sonrası yok. bugün var ellerinde. kaybedilmeyecek kadar değerli. bir kabusa bırakılmayacak kadar gerçek. sil kafandaki korkuları. akışına bırakıp yaşamak bu değil. herzaman tektin bu kolay olan.
ilanı aşk etmek bir zamanlar zordu. sevemeyeceğimi düşünürdüm. ya da birinin söylediği gibi sevemem sanırdım. ne olduğunu bilmemek ve zamanı geldiğinde fark edememek en büyük korkumdu. biraz baside alsamda buaralar daha iyi hissediyorum. hem ne çıkar bu da yaşanmalı. malum felsefemiz bu ya.
zaman bensiz aksın diye çabalarım devam ediyor. bi tarafım yok uyuşuk artık hissetmiyorum. kaygılı olmalıyım. koyvermemeliyim. isteklerim belliyken bu hayatı ıskalama korkusu varken olmasa da olur ben yaşarım zihniyetide artık işe yaramaz. yapılacaklar belli. tıpkı çin falı gibi boş kaldıklarında kendilerine ve çevrelerine zarar verirler. işte ben buyum. düşünmeyecek kadar meşgul olmalıyım.
çalış çalış çalış. ötesi yok. sonrası yok. bugün var ellerinde. kaybedilmeyecek kadar değerli. bir kabusa bırakılmayacak kadar gerçek. sil kafandaki korkuları. akışına bırakıp yaşamak bu değil. herzaman tektin bu kolay olan.
20 Kasım 2009 Cuma
kısa bir ara
biçok şeyi yazamaycak olsamda yinede yazmalıyım.
saat yine aldı başını gitti benim yetişmemi bekliyo ama nafile benim ayağım çoktan taşa takıldı. kızmıyorum artık süreci yaşıyorum sadece. sorun sadece sorumluluktan kaçmakta. üst üste yapmam gereken şeyler olunca yine yan çizmeye başladım. acaba hangisinden vazgeçsem. ama olmaz bana bırakılmaz bu seçim. şu an karar verme sırası bana geldiyse doğru olanı yapmalıyım.
müthiş bi iki gün geçirdim. çok eğlendim ve istediğim bir çok şeyi yaptım. nazlımmmm saolsun. biraz yorgun düştüm yine ama genciz nihayetinde bu da geçer.
ben peyder pey adımlarımı atarken varsın zaman beni beklemesin ne çıkar
saat yine aldı başını gitti benim yetişmemi bekliyo ama nafile benim ayağım çoktan taşa takıldı. kızmıyorum artık süreci yaşıyorum sadece. sorun sadece sorumluluktan kaçmakta. üst üste yapmam gereken şeyler olunca yine yan çizmeye başladım. acaba hangisinden vazgeçsem. ama olmaz bana bırakılmaz bu seçim. şu an karar verme sırası bana geldiyse doğru olanı yapmalıyım.
müthiş bi iki gün geçirdim. çok eğlendim ve istediğim bir çok şeyi yaptım. nazlımmmm saolsun. biraz yorgun düştüm yine ama genciz nihayetinde bu da geçer.
ben peyder pey adımlarımı atarken varsın zaman beni beklemesin ne çıkar
11 Kasım 2009 Çarşamba
içimi sıcacık etti ya o bana yeter

Hiçbir Neden Yokken, yada Biz Bilemzken Tepemiz Atmış... ve Konuşmuşuzdur.
Onca Neden Varken ve Tam Sırası Gelmişken Hiçbirşey Yapmamış ve Susmuşuzdur.
Aynı Anda Aynı Sessiz Geceye Doğru İçim Sıkılıyor Demişizdir.
Aynı Sabaha Uyanırken Kimbilir Aynı Düşü Görmüşüzdür.
Olamaz mı? Olabilir.
Onca Yıl Sen Burada
Onca Yıl Ben Burada
Yollarımız Hiç Kesişmemiş Şu Eylül Akşamı Dışında.
Belki Benim Kağıt Param, Bir Şekilde, Döne Dolaşa Senin Cebine Girmiştir.
Belki Aynı Posta Kutusuna, Değişik Zamanlarda da Olsa, Birkaç Mektup Atmışızdır.
Ayın Karpuz Dilimi Gibi Batışını İzlemişizdir Deniz Kıyısında.
Aynı Köşeye Oturmuşuzdur Köhnede Belki de Birkaç Günarayla Olamaz mı? Olabilir.
Onca Yıl Sen Burada
Onca Yıl Ben Burada
Yollarımız Hiç Kesişmemiş Şu Eylül Akşamı Dışında.
Bostancı Dolmuş Kuyruğunda Sen Başta Ben En Sonda Öylece Beklemişizdir.
Sabah 7:30 Vapuruna Sen Koşa Koşa Yetişirken, Ben Yürüdüğümden Kaçırmışımdır.
Aynı Anda Başka İnsanlara, Seni Seviyorum Demişizdir.
Mutlak Güven Duygusuyla, Başımızı Başka Omuzlara Dayamışızdırç Olamaz mı? Olabilir.
Onca Yıl Sen Burada
Onca Yıl Ben Burada
Yollarımız Hiç Kesişmemiş Şu Eylül Akşamı Dışında.
bayıldım tam ruhuma hitap etti. eksik yanlardan birini sadece bir şarkıyla tamamladım. huzurlu uyuyabilirim artık. iyi geceler bilmediğim tanımadığım insan iyi uykular.
10 Kasım 2009 Salı
olmayan zamanlar
anlam veremiyorum böyle anlarıma. kendi kendimle kalmaya mı korkar oldum yoksa. iç sesim mi beni bu kadar ürküten.
çalışmam gereken 2 günün ardından dönüp bakıyorum ve koskoca bir hiç. zamanın büyük bir kısmını diziler ve yemek kaplamış. aslında herşey net, büyük bir pazar alış verişi sonrası dışarda yememe sözüm ve her gün yeni yemek yapma uğraşım. uzun zamandır izlemeyi düşünüp izleyemediğim dizilere zaman ayırmam. televizyonun varlığına lanet etmem. çalışmamya her başladığımda uyuklamam ve anlamamam. bahane olarakta fosforlu kalemimin bitmiş olması...çocukluk işte, başka bahane yok. bi taraftan ing boşlamış olmam ve yetişme zorunluluğu diğer taraftan 3 kitap bitiren dersaneye ayak uydurma çabası.
tatil nasılsa alabildiğine uyumalı mı, hava güzel gezmeli mi.parada yok ya neyse sorumluluklar bekler. insanlardan bi haberim aramalı mı, internetten koptum bişeyler araştırmalı mı. biri benimle ilgilense artık nerdesin soruları mı. eskilerde bu ilgiyi aramaya çalışmam mı. onu cevap vermeyişleri mi. günün geceye varışı başımın zonklarcasına ağrısı 8.30 da göz stajı.
ben neye takılıpta zamanı bukadar boş geçiriyom acaba?? ne var ki bomboş insanım nihayetinde.
çalışmam gereken 2 günün ardından dönüp bakıyorum ve koskoca bir hiç. zamanın büyük bir kısmını diziler ve yemek kaplamış. aslında herşey net, büyük bir pazar alış verişi sonrası dışarda yememe sözüm ve her gün yeni yemek yapma uğraşım. uzun zamandır izlemeyi düşünüp izleyemediğim dizilere zaman ayırmam. televizyonun varlığına lanet etmem. çalışmamya her başladığımda uyuklamam ve anlamamam. bahane olarakta fosforlu kalemimin bitmiş olması...çocukluk işte, başka bahane yok. bi taraftan ing boşlamış olmam ve yetişme zorunluluğu diğer taraftan 3 kitap bitiren dersaneye ayak uydurma çabası.
tatil nasılsa alabildiğine uyumalı mı, hava güzel gezmeli mi.parada yok ya neyse sorumluluklar bekler. insanlardan bi haberim aramalı mı, internetten koptum bişeyler araştırmalı mı. biri benimle ilgilense artık nerdesin soruları mı. eskilerde bu ilgiyi aramaya çalışmam mı. onu cevap vermeyişleri mi. günün geceye varışı başımın zonklarcasına ağrısı 8.30 da göz stajı.
ben neye takılıpta zamanı bukadar boş geçiriyom acaba?? ne var ki bomboş insanım nihayetinde.
8 Kasım 2009 Pazar
PS. I love you
karmaşık zamanlar. zor yorucu mutlu umutlu..
duygularımı ayırabilmek için dün yazmam gerekiyordu. 2 ayrı gün 2 ayrı duygu.
dün güzel bir güne uyandım. saatlerce yataktan çıkmadım en güzel yanı buydu sanırım. ali amcalarla tiyatro bi harikaydı. metin serezliye tapıyorum gerçekten mükemmel biri. onların yanında olmak isyediğim yeri görüyorum. sade ama dolu dolu. birşey kanıtlamaya çalışmıyorlar çünkü zaten sahipler. kendi gösterişli hallerimi düşünüp kızdım kendime.
onlardan ayrılınca yurda döncektim aslında ama taksimin havasını görünce heycanına kapıldım. kendimi beer house ta buldum. her zamanki sözler, yanlızmısınız hanımefendi. evet öyleyim demek bile güven verdi kendime. kırmızı şarabımı aldım manzaraya kadeh kaldırdım. yanlız olmak istedim düşünmek istedim ama bir süre elimden telefonu düşüremedim. ne kadar söylesemde yanlızlığı artık yaşayamıyorum. her konuşma sonrası aklımda kalan cümlelerle oyalandım bir süre. sonra nedense sürekli kıpırdanan halimi dışardan gören biri ne düşünür diye merak ettim. sonra arkama döndüm birde ne göreyim. arka masama oturmuş tek başına şarap için biri daha var. oda aynı benim gibiydi sürekli elinde telefon yanlızlığını gidermek istiyordu. neden olmasın belkide orda yanlızlığı paylaşmalıdık. telefon konuşmasını dinledim o halimle bayağı eğlendim. sürekli çocukla göz göze gelmeye çalıştım bi kere baksa merhaba diycektim. belki masasına otururdum. okadar ileri gitmeyi planladım. kalkmak yerine ikinci kadehi söyledim. baktım olmayacak tuvalete kalktım belki bu sefer görürüm diye. nafile dönüp bakmadı. o an .sigara içmediğime lanet ettim. belki çakmağını isterdim
duygularımı ayırabilmek için dün yazmam gerekiyordu. 2 ayrı gün 2 ayrı duygu.
dün güzel bir güne uyandım. saatlerce yataktan çıkmadım en güzel yanı buydu sanırım. ali amcalarla tiyatro bi harikaydı. metin serezliye tapıyorum gerçekten mükemmel biri. onların yanında olmak isyediğim yeri görüyorum. sade ama dolu dolu. birşey kanıtlamaya çalışmıyorlar çünkü zaten sahipler. kendi gösterişli hallerimi düşünüp kızdım kendime.
onlardan ayrılınca yurda döncektim aslında ama taksimin havasını görünce heycanına kapıldım. kendimi beer house ta buldum. her zamanki sözler, yanlızmısınız hanımefendi. evet öyleyim demek bile güven verdi kendime. kırmızı şarabımı aldım manzaraya kadeh kaldırdım. yanlız olmak istedim düşünmek istedim ama bir süre elimden telefonu düşüremedim. ne kadar söylesemde yanlızlığı artık yaşayamıyorum. her konuşma sonrası aklımda kalan cümlelerle oyalandım bir süre. sonra nedense sürekli kıpırdanan halimi dışardan gören biri ne düşünür diye merak ettim. sonra arkama döndüm birde ne göreyim. arka masama oturmuş tek başına şarap için biri daha var. oda aynı benim gibiydi sürekli elinde telefon yanlızlığını gidermek istiyordu. neden olmasın belkide orda yanlızlığı paylaşmalıdık. telefon konuşmasını dinledim o halimle bayağı eğlendim. sürekli çocukla göz göze gelmeye çalıştım bi kere baksa merhaba diycektim. belki masasına otururdum. okadar ileri gitmeyi planladım. kalkmak yerine ikinci kadehi söyledim. baktım olmayacak tuvalete kalktım belki bu sefer görürüm diye. nafile dönüp bakmadı. o an .sigara içmediğime lanet ettim. belki çakmağını isterdim
23 Ekim 2009 Cuma
show must go on!!!
hayat seni beklermi, ya da ayağa kalkmanı beklermi??
bir zamanlar düşmeyeceğime inanırdım. çünkü sürekli daha ne olabilirki derdim kendi kendime. meğer insan yaşadıkça , yaşlandıkça yaşayacaklarıda bitmiyormuş. o kadar artıyormuş
zor bir haftanın sonu... kbb, tus, mikrobiyoloji ,gecenin 11 i sabahın 8 i, ing kursu, beklentiler ve elde edilenler. hala şaşırıyorum bu kadar doluyken nasıl olurda düşünecek bukadar zaman bulabilirim. lanet olsun...
gün aslında güzel başladı. üşenmedim komşu fırına gittim. en sevdiğimiz poaçalardan aldım( tabiki mısırlı peynirli). tabi bir tek başağın geleceğini ve onunda kahvaltı yaptığını nerden bilebilirdimki. yemek sonrası tabiki yeni mekanımız yurt önünde bayılmaca. ama bu sefer konular çok derindi başlangıcı güzel olsada sonunda hepimiz ayrı bir deryada bulduk kendimizi. düşüncelere dalmak gerçek hayattan kopmak okadar kolayki bizim için. sonrası hazırlık ve volkanla taksimde buluşma. haftalar öncesinden alınmış sinema biletleri.zaten böyle bir zorunluluk olmasa eminim ikimizde üşenicek ve buluşmayacaktık. üçüncü şahıs esra gelmeyince bir bilet elimde patladı tabiki. kimseyede gelmek istermisin diye sormadım da. zaten ben zorla gidiyorum bide başka birini bulmak çok zor geldi. tam giricez sinema önünde bir yazı bizi durdurdu (I NEED A TİCKET ) yani bi anda elimdeki bileti sattım. onun şaşkınlığını üzerimden atamamıştım ki bi sevindirici olay daha FREDİ NİN KABUSLARI filmi 5 tl ye satılıyo. bukadar tesadüf olabilirdi. hemen aldım ve bir gün sonra nazlımın doğumgününde tüm kızlarla paylaşmanın vericeği mutluluğu yaşadım. film gerçekten güzeldi...filmimizin adı 9. çok keyif aldım.
çıkışı zor olsada bu bile moralimi bozmaya yetmedi. huzurluydum ve hiç birşey bozmayacaktı. bişeyler yemeğe gidelim derken bir anda volkanın arkadaşlarını aradıını farkettim meğer onlarla buluşacakmış. bilemedim tabi. biraz hayalkırıklığı yarattı. sanırım kızların etkisinde kalıyorum. acaba soruları beynimi kurcalıyo. kendimi sürekli karşılaştırma yaparken buluyorum. malum 3 ten sonrası patolojik. arkadaşlarıyla buluşmaya burger king in önüne gittik. bidene göriyim daha öncede beendim insan karşımda duruyo. öncedende ya bana bakmaz demiştim içimden yine aynı sözler yankılandı ama kendime engel olmadım yinede. gerçi yaptığım bişeyde yok ya neyse.
birlikte bilişimcilerin bi toplantısına yani gece buluşmasına gittik. çok keyifliydim bilmediğim bi dünya meraklı ben ve bişeyler anlatmaya çalışan bir sürü insan. bizimkiler içlerine kapanıp
sosyali oynasada ben zevk aldım taki gerçekler tokat gibi yüzüme çarpana dek. ben böyle bişey daha önce yaşamadım. yüzümün halini merak ediyorum keşke kızlar yanımda olsaydı. durup dururken volkanın yakın arkadaşı ' senin erkek arkadaşın yok dimi' diye bir soru yöneltti. sonrası daha acı. ' yok deyince belli cevabı tokat gibi çarptı kii herkes bizi dinliyo o dahil. gözgöze geldik. neden dedim... çok bakımsızsın bi kendine bi çevrendeki kızlara bak okadar salmışsınki kendini gören yıllardır kimseyle birlikte olmadığını anlar dedi. o an nasıl oldum ne yaptım bilmiyorum ama uzun süre kimse konuşmadı zaten bir süre sonra ben konuşulanları duymadım. beni bukadar yaralamazdı. ben böyleyim beğenmeyen beğenmez der güler geçerdim. ama orda beğendiğim biri vardı ve ben kendimi ii hissetmek için okadar çaba göstermişken kalelerim yıkıldı. geriye sadece düşünceler altında ezilen bir ben kaldım.
biliyorumki kavalamacayla geçen hayatım ne kadar hızlı aksada ben bir süre daha ağır çekimde izliycem. hiç bir şeye yetişemiycem hiç bir şey tem olmıycak. ben tam olmıycam. ama hayat yinede akıcak.
bir zamanlar düşmeyeceğime inanırdım. çünkü sürekli daha ne olabilirki derdim kendi kendime. meğer insan yaşadıkça , yaşlandıkça yaşayacaklarıda bitmiyormuş. o kadar artıyormuş
zor bir haftanın sonu... kbb, tus, mikrobiyoloji ,gecenin 11 i sabahın 8 i, ing kursu, beklentiler ve elde edilenler. hala şaşırıyorum bu kadar doluyken nasıl olurda düşünecek bukadar zaman bulabilirim. lanet olsun...
gün aslında güzel başladı. üşenmedim komşu fırına gittim. en sevdiğimiz poaçalardan aldım( tabiki mısırlı peynirli). tabi bir tek başağın geleceğini ve onunda kahvaltı yaptığını nerden bilebilirdimki. yemek sonrası tabiki yeni mekanımız yurt önünde bayılmaca. ama bu sefer konular çok derindi başlangıcı güzel olsada sonunda hepimiz ayrı bir deryada bulduk kendimizi. düşüncelere dalmak gerçek hayattan kopmak okadar kolayki bizim için. sonrası hazırlık ve volkanla taksimde buluşma. haftalar öncesinden alınmış sinema biletleri.zaten böyle bir zorunluluk olmasa eminim ikimizde üşenicek ve buluşmayacaktık. üçüncü şahıs esra gelmeyince bir bilet elimde patladı tabiki. kimseyede gelmek istermisin diye sormadım da. zaten ben zorla gidiyorum bide başka birini bulmak çok zor geldi. tam giricez sinema önünde bir yazı bizi durdurdu (I NEED A TİCKET ) yani bi anda elimdeki bileti sattım. onun şaşkınlığını üzerimden atamamıştım ki bi sevindirici olay daha FREDİ NİN KABUSLARI filmi 5 tl ye satılıyo. bukadar tesadüf olabilirdi. hemen aldım ve bir gün sonra nazlımın doğumgününde tüm kızlarla paylaşmanın vericeği mutluluğu yaşadım. film gerçekten güzeldi...filmimizin adı 9. çok keyif aldım.
çıkışı zor olsada bu bile moralimi bozmaya yetmedi. huzurluydum ve hiç birşey bozmayacaktı. bişeyler yemeğe gidelim derken bir anda volkanın arkadaşlarını aradıını farkettim meğer onlarla buluşacakmış. bilemedim tabi. biraz hayalkırıklığı yarattı. sanırım kızların etkisinde kalıyorum. acaba soruları beynimi kurcalıyo. kendimi sürekli karşılaştırma yaparken buluyorum. malum 3 ten sonrası patolojik. arkadaşlarıyla buluşmaya burger king in önüne gittik. bidene göriyim daha öncede beendim insan karşımda duruyo. öncedende ya bana bakmaz demiştim içimden yine aynı sözler yankılandı ama kendime engel olmadım yinede. gerçi yaptığım bişeyde yok ya neyse.
birlikte bilişimcilerin bi toplantısına yani gece buluşmasına gittik. çok keyifliydim bilmediğim bi dünya meraklı ben ve bişeyler anlatmaya çalışan bir sürü insan. bizimkiler içlerine kapanıp
sosyali oynasada ben zevk aldım taki gerçekler tokat gibi yüzüme çarpana dek. ben böyle bişey daha önce yaşamadım. yüzümün halini merak ediyorum keşke kızlar yanımda olsaydı. durup dururken volkanın yakın arkadaşı ' senin erkek arkadaşın yok dimi' diye bir soru yöneltti. sonrası daha acı. ' yok deyince belli cevabı tokat gibi çarptı kii herkes bizi dinliyo o dahil. gözgöze geldik. neden dedim... çok bakımsızsın bi kendine bi çevrendeki kızlara bak okadar salmışsınki kendini gören yıllardır kimseyle birlikte olmadığını anlar dedi. o an nasıl oldum ne yaptım bilmiyorum ama uzun süre kimse konuşmadı zaten bir süre sonra ben konuşulanları duymadım. beni bukadar yaralamazdı. ben böyleyim beğenmeyen beğenmez der güler geçerdim. ama orda beğendiğim biri vardı ve ben kendimi ii hissetmek için okadar çaba göstermişken kalelerim yıkıldı. geriye sadece düşünceler altında ezilen bir ben kaldım.
biliyorumki kavalamacayla geçen hayatım ne kadar hızlı aksada ben bir süre daha ağır çekimde izliycem. hiç bir şeye yetişemiycem hiç bir şey tem olmıycak. ben tam olmıycam. ama hayat yinede akıcak.
14 Ekim 2009 Çarşamba
enstantane
birden aklıma geldi , nerden geldi bilmem. aslında anlamınıda bilemem ya neyse. sadece bi çağrışımdan ibaret o da karmaşa. sonra tabiki kutsal sözlük ekşi sözlüğe danıştım ve bana uyan anlamı
'önemli anlık olayların beynimizin bir köşesine kazınması ve zamana karşı yarışmasıdır.gerektiği anlarda ortaya çıkar ya hüzünlendirir yada gülümsetir insanları'
garip bir günü geride bırakırken selviciğin yazısıyla kendime geldim, deyim yerindeyse yarıldım gülmekten. burdan bir teşekkürü borç bilirim. bende mutlu bişey yazmalıyım bende gülümsetmeliyim insanları, ya da okuyan yoktur tabi ve ben sadece kendime çalışıyım yine. bencillikten değil kesinlikle durum şimdilik bunu gerektiriyo.
bir literatür tarama kursunu geride bırakırken yine kendime sen bu işlerin adamı diilsin olamadın zaten hala neden tırmalıyosun demekten alı koyamadım. kesinlikle bu son olucak.
cerrahpaşa muhitinde geçen koca bir gün daha kendimi boş hissetmeme neden oldu. toplamda çok insanla görüştüm ama özünde bana bir etkisi yoktu.
etkinlikler birikir de birikir. hani sürekli ne kadar boş insanım sözünü tekrarlayınca insan kendini öyle bir dolduruyormuşki nefes alamıyormuş. öğrendim. ekim ayı benim için sanata doyma ayı olucak. eminim sonununda birdaha sanat lafı duymak istemiycem. tabi öncesinde merakla yarın aya irini deki caz konserine gidebilecek kadar şanslımıyım onu öğrenmeliyim. yarın ilk iş bu olucak. tezat biliyorum çünkü kendimi tanıyorum, istiycem ve olmasada olurmuş diycem. cumada volkanla sinemaya gidince işte herşey tamamlanmış olucak. tabi yanlışlıkla aldığım gala biletleri elimde patlamasın diye uğraştım umarım böyle bişey olmıycak. nasıl yanlışlıkla alırsın demeyin benim zamanın geçişini insanları duymadığım anıma denk gelmediğiniz hiç. ha tabi okadar para neden verilir bari orda farket diyceksiniz. eh kredi kartları saolsun. malum cebimden çıkmadı.
yine kafamda çok çalışman lazım çok sözleri yankılandı. içimdeki mutluluk dalgası farkettirmeden terketmiş beni. offfffffffffffff
pazar gecesi ben göğüs hastalıkları stajına çalışırken dünyadan koptuğum anlarda aslında hastanede bir feryat kopmuş. bir ben duymamışım ya da şimdi soruyorum kendime belkide aldırmadım. 15 yaşında bir kız çocuğu ve ewing sarkomu (kemik tümörü). aniden beyine emboli atmasıyla gece 12 sularında... bunu yazmayı sevmiyorum. ama aslında hayatımdan şikayet ederken nekadar şanslıyım, zamanım yok diye sinirlenirken ne çok zamanım var.
'önemli anlık olayların beynimizin bir köşesine kazınması ve zamana karşı yarışmasıdır.gerektiği anlarda ortaya çıkar ya hüzünlendirir yada gülümsetir insanları'
garip bir günü geride bırakırken selviciğin yazısıyla kendime geldim, deyim yerindeyse yarıldım gülmekten. burdan bir teşekkürü borç bilirim. bende mutlu bişey yazmalıyım bende gülümsetmeliyim insanları, ya da okuyan yoktur tabi ve ben sadece kendime çalışıyım yine. bencillikten değil kesinlikle durum şimdilik bunu gerektiriyo.
bir literatür tarama kursunu geride bırakırken yine kendime sen bu işlerin adamı diilsin olamadın zaten hala neden tırmalıyosun demekten alı koyamadım. kesinlikle bu son olucak.
cerrahpaşa muhitinde geçen koca bir gün daha kendimi boş hissetmeme neden oldu. toplamda çok insanla görüştüm ama özünde bana bir etkisi yoktu.
etkinlikler birikir de birikir. hani sürekli ne kadar boş insanım sözünü tekrarlayınca insan kendini öyle bir dolduruyormuşki nefes alamıyormuş. öğrendim. ekim ayı benim için sanata doyma ayı olucak. eminim sonununda birdaha sanat lafı duymak istemiycem. tabi öncesinde merakla yarın aya irini deki caz konserine gidebilecek kadar şanslımıyım onu öğrenmeliyim. yarın ilk iş bu olucak. tezat biliyorum çünkü kendimi tanıyorum, istiycem ve olmasada olurmuş diycem. cumada volkanla sinemaya gidince işte herşey tamamlanmış olucak. tabi yanlışlıkla aldığım gala biletleri elimde patlamasın diye uğraştım umarım böyle bişey olmıycak. nasıl yanlışlıkla alırsın demeyin benim zamanın geçişini insanları duymadığım anıma denk gelmediğiniz hiç. ha tabi okadar para neden verilir bari orda farket diyceksiniz. eh kredi kartları saolsun. malum cebimden çıkmadı.
yine kafamda çok çalışman lazım çok sözleri yankılandı. içimdeki mutluluk dalgası farkettirmeden terketmiş beni. offfffffffffffff
pazar gecesi ben göğüs hastalıkları stajına çalışırken dünyadan koptuğum anlarda aslında hastanede bir feryat kopmuş. bir ben duymamışım ya da şimdi soruyorum kendime belkide aldırmadım. 15 yaşında bir kız çocuğu ve ewing sarkomu (kemik tümörü). aniden beyine emboli atmasıyla gece 12 sularında... bunu yazmayı sevmiyorum. ama aslında hayatımdan şikayet ederken nekadar şanslıyım, zamanım yok diye sinirlenirken ne çok zamanım var.
13 Ekim 2009 Salı
birde bana sor
Nasıl başlamalı , ne olmalı, ben kimim ve daha birsürü soru daha.
Bir deneme yazısı ile başlamak en iyisi dedim sonradan çünkü kafamda kurdukça büyüyor kelimeler ama sonunda yazıcak tek bir cümle bile çıkmıyor.
Hayatım bu aralar içimden geçen 'BİRDE BANA SOR ' sözüyle geçiyor. Ya da sözüm ona geçiyor. Başlangıçtan da anlaşılacağı gibi biraz karamsar biraz kararsız ve bayağı DEPRESİFİM. İşte tamda bunları düzeltmek için burdayım. Çünkü farkettimki biri benden bişey yazmamı istese kendimle ilgili başlıyorum düşnmeye ve sonunda yazdığımı görnce şok oluyorum. Hep olumsuz yönler hep bi özür hali. Son zamanlarda artmaya başladı bu durum.
ikinci sebebimse soru sormayı bırakmış olmam. Hayatı sorgusuz yaşamam. Bukadar zor olucağını dşünmemiştim. sormadan spontan yaşamayı becermeyi en azından çok istemiştim ama ipin ucu kaçtı.
Buraya yazarken tabiki kendime bir sözüm var herşey yazılan herşey gerçek olucak. Kendimden bile sakladığım herşey... İşte kendime yolculukta bilmediklerimi öğrenmek ve kendimle barışmak için burdayım
Bir deneme yazısı ile başlamak en iyisi dedim sonradan çünkü kafamda kurdukça büyüyor kelimeler ama sonunda yazıcak tek bir cümle bile çıkmıyor.
Hayatım bu aralar içimden geçen 'BİRDE BANA SOR ' sözüyle geçiyor. Ya da sözüm ona geçiyor. Başlangıçtan da anlaşılacağı gibi biraz karamsar biraz kararsız ve bayağı DEPRESİFİM. İşte tamda bunları düzeltmek için burdayım. Çünkü farkettimki biri benden bişey yazmamı istese kendimle ilgili başlıyorum düşnmeye ve sonunda yazdığımı görnce şok oluyorum. Hep olumsuz yönler hep bi özür hali. Son zamanlarda artmaya başladı bu durum.
ikinci sebebimse soru sormayı bırakmış olmam. Hayatı sorgusuz yaşamam. Bukadar zor olucağını dşünmemiştim. sormadan spontan yaşamayı becermeyi en azından çok istemiştim ama ipin ucu kaçtı.
Buraya yazarken tabiki kendime bir sözüm var herşey yazılan herşey gerçek olucak. Kendimden bile sakladığım herşey... İşte kendime yolculukta bilmediklerimi öğrenmek ve kendimle barışmak için burdayım
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
